Friday, June 24, 2011

Welcome to India

Evden ofise döndükten sonra Sudhir’in kardeşi Seema ve Indi çalışanlarından Deepak bizi evin etrafında dolaştırdı ve nerelerden alışveriş yapabileceğimizi gösterdi. Reliance Fresh ve Spencer’s isimli süpermarketlere sokup buralarda neler bulabileceğimizi gösterip çevredeki güvenilir ve lezzetli pastane, dondurmacı ve pizzacıları da gösterdiler.

Ofisten sonra Sudhir ve Seema ile evlerine gidip anne ve babalarıyla tanıştık. Bize çok sıcak davranıp sorduğumuz her tür soruyu büyük bir samimiyetle cevapladılar. Hint kültürüne karşı olan açlığımızı, kendileriyle yapabildiğimiz kısa ancak dolu muhabbet doyuramamış olsa da, bünyenin gerçek yemekle dolmasının vakti geldiğinden yemeğe çıktık. Sudhir, Seema ile Oasis isimli bir restorana gidip Hindistan’daki ilk yemeklerimizi yedik. Restoranda bize sabah Indi’de tanıştığımız Kuldeep de eşlik etti. Yemeklerin isimlerini hala daha tam olarak ayırt edemiyor olsak da (genellikle çok acı olmayanların) tatları adeta enfesti. Yemek yenirken çatal getirilmesine rağmen yemekler genellikle el ile yeniliyor. Chapati isimli pideye benzer ekmeklerinden sağ elimizle kopararak sulu yemeklere daldırarak afiyetle yedik. Alkollü içmek istemeyenler için menüde Cocktail’in yanında Mocktailların olması üzerine epey eğlendik. Kokteyl mokteyl işte, hepsi aynı.

After we have returned to the Office, we have went to explore our neigborhood with Sudhir’s sister Seema and an Indi worker Deepak. They have showed us the supermarkets which we can use while our stay; Relience Fresh and Spencer’s. Then we have seen the neigborhoods icecream store, pizza store and the bakery.

After leaving the Office, with Sudhir and Seema, we went to meet their parents. They have welcomed us in such a warm way and answered all of our questions in a Even though we couldn’t fulfilled our hunger of learning about the Indian culture, we had to fulfill also our stomachs. So we went to a restaurant called Oasis and ate our first meal in India. There Kuldeep, who we have met at Indi in the morning, joined us. We still can’t differentiate the meal names but that doesn’t mean that we haven’t enjoyed them (except the really spicy ones). They gave us forks but generally they are not being used. We have learned only to use our one hand to take a piece from the Chapati and put the food in it. On the menü there were cocktails with out alchol and they were being mocktails. Cocktails and mocktails..

~Can

Bombe-Pune Highwe

Havaalanını terk ettiğimiz anda yüzümüze vuran o ilk sıcak şok etkisi, bizi Hindistan’la tanıştırdı. Indi Design’dan bizi almak için havaalanında bekleyen şoför Shalesh’i, elindeki tabela ile tanıdık, ancak Görkem fotoğrafını çekemeden indirdi tabelayı. Onu bulup foto lazım, ilk defa havaalanında karşılandım, hep çok kıskanırdım. Mumbai’yi pek bilmeyen Salish, bizi Ghettolardan otobana çıkartana kadar ufak bir şehir turu yaptırdı. Otoban yolunu nihayet bulduğumuzda filmlerde gördüğümüz (ve görmediğimiz) Hindistan’ı gördük. Herkesin bahsettiği yol kenarlarında kakalarını yapan adamları da bu sayede görmüş olduk. Garip olan, hiç birimiz bunun mide bulandırıcı olduğunu düşünmedik. Sadece biraz garipti. Trafiğin korkunç bir şekilde ilerlemesi dikkatimizi çekerken, asfaltın kalitesi takdir edilesiydi. Türkiye’de olsa kat kat yama yapılmış olan yollar, burada dümdüzdü. Trafiğin tersten olması da hepimizde bir korku unsuru.

Saat 09.00 civarı Pune’ye vardığımızda ilk olarak ofise gidip, herkesle tanıştık. Sudhir Sharma ve Indi ailesi tarafından çok sıcak bir şekilde karşılanmak, uzun bir yol üzerine çok iyi geldi. Ancak gözümüzden uyku aktığı belli olacak ki, Sudhir bize eve gidip dinlenmemizi ve öğleden sonra ofise gelmemizi söyledi. Ev, ofise 3-4 dakika yürüme mesafesinde, dört katlı bir apartmanın birinci katında, iki oda bir salon bir yer. Evin dışında hemen girmeden önce de bir maymun gördük. Lahmacun kıvamında bir şey yiyordu. Mahallemizde maymun var resmen. Hindistan’a hoşgeldik.

The first real schock wave of face melting air hitted on our faces when we have left the airport. There we have seen Shalesh, the driver who came to pick us from the airport. He was waiting with a sign that wrote Indi Design on it. We couldn’t took a Picture because he quickly removed it. I still wanna take the Picture though. It was the first time i was greeted in the airport with a sign. I was always jelous of it. We got in the car and started driving thought the Mumbai roads. Salish didn’t knew how to go to the highway so we had a small city tour thanks to him. We have went thought (or near) some Ghettos and when we finally found the highway road we have seen the India from the movies. We have even saw a couple of guys pooping near the Street, which a lot of people has warned us about. What’s weird is, none of us thought it was discusting, it was just a litle weird. The trafic was seriously mind melting because of the direction of it but the asphalt was really good. Made us think what would happened if these roads would be in Turkey. There would probably be a lot of patchs to the roads.

Around 09.00 we have arrived in Pune and we directly went to the Office and met with everybody. It was really good to have been welcomed such warmly welcome by Sudhir Sharma and the Indi family. We couln’t spent much time there because we were frustrated after our long journey so we went home. Our home is in walking distance of the Office and it has 2 rooms with 2 beds in each. We have seen a monkey before entering the house. Yes we had a monkey in our neigborhood. Welcome to India.

~Can

Horn OK Please



23 Haziran saat 17.00’da havaalanında buluşup, yurtdışı çıkış harç pullarını aldık. Bir önceki geceden İnternet’ten Check-in yaptırdığımdan bavulları Online Check-in’den verdik. Ailelerin de dahil olduğu toplu fotoğraf çekimimiz için Görkem, bir Japon turist kadından, fotoğraf makinesini verip, fotoğraf çekmesini istedi; ancak Görkem’in atik tavırları turisti başta epey korkuttu. Kendisinden para isteyeceğimizi sanmış olabilir. Pasaport kuyruğu önünde ailelerle iki buçuk (sayıyla 2.5) ay boyunca görüşmemek üzere son vedalarımızı ettik. Uçak yolunda Duty Free’den Rakı aldık. Sadece Yeni Rakı ve Tekirdağ Rakı olduğundan, en azından bizimle biraz alakası olabilecek, Gamze Güven’in tasarladığı şişe olan Tekirdağ’ın Altın Seri’den bir Rakı aldık. Evet, Rakı Türklerin olmazsa olmazı. Lokumlar, Antep fıstıkları ve Türk kahvesi zaten çantada duruyordu.

Uçakta oturduğumuz alan, halk dilinde ‘ağlayan çocuk bölümü’ olarak adlandırılan uçağın en arkasında yerlerimizi aldık. 8-9 çocuğun olduğu bölümde, sağ olsunlar, hiç ağlamadılar. Host bey(abi) yanımıza yemeklerle geldiğinde o kadar umutsuzdu ki, servis ettikleri yemekleri yemeyen yolcular yüzünden, bizden tavuk şiş yememizi istedi. 16 farklı çeşit vejetaryen yemek dağıtan adamı biz de biraz yorup menülerdeki tatlıları değiştirdik. Revani yerine, Mangolu Pannacotta yedik. Tavuk şiş üstüne mis mis.

Uçak indiğinde havaalanı bizi kısmi bir sıcakla karşılaştırdı. Kısmı diyorum çünkü havaalanından çıktığımız zaman karşılaşacağımız havaya, hepimizin tercih edeceği bir sıcaklıktı. Pasaport sırasında Görkem ve ben aynı sıraya girdik, Açelya da bir yanımızdakinde beklemeye başladı. Bizi kolaylıkla geçiren pasaport görevlisi, Açelya’yı bekletti ve formuna bizden istenmeyen bilgiler doldurttu. En son gidip duruma baktığımda Açelya’dan bir adres istiyordu. Adama gidip bizim stajyer olduğumuzu ve kapıda şu an Indi Design adına bir araba olduğunu ve bizi Hindistan’daki evimize götüreceğini, ancak bu evin adresini bilmediğimizi anlatmak durumunda kaldım. Sanırım pasaport görevlisi pek de mutlu olmadan damgayı bastı. Pozitif ayrımcılık ile de hemen arkasından, bavullarımızı toplayıp gittiğimiz termal kamera bölümünde karşılaştık. Kendi vatandaşlarının bavullarını termal bir kameradan, asık bir surat ile geçiren görevli; bizi görünce yüzü gülerek geçmemiz gerekmediğini göstererek bizi de mutlu etti.

At 23 june, around 17.00 we have met in the airport. I have made the Check-in online the night before so we gave our luggage from Online Check-in Booth. In order to have a photo with the families Görkem has given the camera to a Japanese tourist but Görkem’s quick and agile behaviour made her anxious and i guess she thought we were going to ask for Money or maybe attack her even. But we’re nice people we don’t attack people at the airport. We have said last goodbyes in front of the passport check. The Turkish Delight, pistachios and Turkish coffee was already in the bag so the only thing missing was Rakı and we bought it on the way to our plane, to make our colegees try it. Rakı is a must in Turkish culture for us. There were only Yeni Rakı and Tekirdağ Rakı so we have choosen the Golden Serie of Tekirdağ, thinking that it might relate to our profession. It’s bottle has been designed by Turkish Industrial Designer Gamze Güven, so why not?


The place we sitted on the plane was the place that has been called ‘the crying kids section’. There were 8-9 kids but suprisingly (and of course, thankfully) none of them cried. When the host came near us with the food troley, he was so desperate that he wanted us to eat the Chichken Shish because of the other passengers who didn’t wanted to eat what they have ordered before. We made the poor host even a little bit more tired with changing the deserts in the chicken shish menu, from Revani, to Pannacotta with Mango.

When we have landed, the warm air has welcomed us. In the line of the passport control, me and Görkem was in the same line and Açelya was in the one near us. We have have passed easily but the passport control guy made Açelya wait for 5 minutes and started asking weird questions. After a while i got bored and asked the guy what is the problem and he wanted and adress. So i had to explain the guy that we are interns for Indi Design, as seen on our passports, and we don’t know the adress yet. He has stamped the passport unwillingly, but who cares, he has stamped it. Then we went to the thermal camera section but the Policeman who had a very unwelcoming face, suddenly changed when he saw us and letted us pass the thermal camera section without being checked. We have met the first priviladge of being foreigners right that second.

~Can

Wednesday, June 22, 2011

Eminönü from stajagittikgelcez on Vimeo.

Hindistan'daki firmamıza kendimizi tanıtmak için yaptığımız küçük bir video. Yolculuktan önce İstanbul'da son kez turist olduk.

As a tourist in İstanbul for the last time before the journey.

http://stajagittikgelcez.blogspot.com

AçelyaCanGörkem